4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.1007 hükümleri gereği, tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devletin sorumluluğu asli ve kusursuz sorumluluktur. Devletin kusursuz sorumluluğuna hükmedildikten sonra Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan tapu görevlilerine rücu eder. İşte Devletin rücu edebilmesi için zararın doğmasında tapu görevlilerinin kusurlu olması gerekir. Çünkü, tapu görevlilerinin sorumluluğu, haksız fiil sorumluluğu olup Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen haksız fiil hükümlerine tabiidir (m.49-76). Tapu görevlerinin iş yoğunluğu ve çalışma ortamındaki koşullar, tapu görevlilerinin kusur durumlarına etki ederse, tazminatın kapsamının belirlenmesinde, tazminat miktarında indirim yapılmasında dikkate alınır (m.51-52). Çünkü, Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır (TMK m.1/1). Ayrıca, hakim, yardımcı hukuk kaynağı olan yargı kararlarından yararlanır (TMK m.1/3).
Bu konuda, örnek bir Yargıtay kararı aşağıdadır.
YARGITAY
4. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2009/4929
Karar Numarası: 2010/3231
Karar Tarihi: 23.03.2010
HAKSIZ FİİLDEN DOĞAN TAZMİNATIN BELİRLENMESİ
HAKSIZ FİİL HALİNDE ZARARDAN MÜTESELSİL SORUMLULUK
İÇ İLİŞKİDE ZARARDAN MÜTESELSİL SORUMLULUK
ÖZETİ: Dava, vekaletnamede yetki olmadığı halde satış işlemini gerçekleştiren tapu idaresi görevlileri olan davalıların ortaklaşa ve dayanışmalı olarak (müştereken ve müteselsilen) alınmasına ilişkindir. Davada zarar görene ödenen tazminat rücu yolu ile istenildiğine göre, davalılar arasında dayanışmadan söz edilemez. Zarar verenler, zarar nedeniyle zarar görene karşı dayanışmalı (müteselsil) olarak sorumlu iseler de, rücu davasında kusurları oranında sorumludurlar. Zarar, malvarlığının zararlandırıcı eylemin işlenmesinden sonraki durumu ile bu eylem gerçekleşmediği takdirde mevcut durumun karşılaştırılması sonucu belirlenir. Zarar tutarından varsa gerekli indirimler yapıldıktan sonra ise tazminat tutarı belirlenir. Dava konusu olayda satışın yapıldığı tapu idaresinin iş yoğunluğu, çalışma ortamının koşulları gözetildiğinde, Borçlar Yasası’nın 43. maddesi uyarınca, davalılar yararına takdir edilecek uygun bir indirim yapılmamış olması doğru olmamıştır.
Davacı Maliye Hazinesi vekili tarafından, davalı Sebahat ve Ali aleyhine 30.01.2008 gününde verilen dilekçe ile rücuan tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 28.10.2008 günlü kararın Yargıtay’da duruşmalı olarak incelenmesi davalı Ali, duruşmasız olarak incelenmesi de diğer davalı Sebahat ve davacı vekilleri taraflarından süresi içinde istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR: 1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının tüm, davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-) Davalıların diğer temyiz itirazlarına gelince;
a-) Dava, haksız eylem nedeniyle zarara uğrayana ödenen tazminatın, haksız eylemi gerçekleştiren davalılardan rücu yolu ile alınması istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, taraflarca temyiz olunmuştur.
Davacı Hazine, Öznur adına tapulu olan taşınmazın 13.03.1999 günü yapılan satış ile dava dışı A.Hüsnü adına tecil edildiğini, taşınmazın önceki sahibi Onur tarafından; dava dışı A.Hüsnü aleyhine, özel vekaletnamede yetki bulunmadığı halde yetkisiz olarak yapılan satış işleminin geçersiz olduğu ileri sürülerek açılan tapu iptali ve tescil davasının kabul edilerek, A.Hüsnü adına oluşturulan tapu kaydının iptal edildiğini; tapu kaydının iptalinden sonra A.Hüsnü’nün uğradığı zararın ödetilmesi amacıyla açtığı tazminat davasının kabulü üzerine, A.Hüsnü’nün zararının ödendiğini; A.Hüsnü’ye ödenen tazminatın, vekaletnamede yetki olmadığı halde satış işlemini gerçekleştiren tapu idaresi görevlileri olan davalıların ortaklaşa ve dayanışmalı olarak (müştereken ve müteselsilen) alınmasını istemiştir.
Davalılar ise çalıştıkları Tapu Sicil Müdürlüğü’ndeki iş yoğunluğu ve personel eksikliği nedeniyle gelen işe cevap verecek biçimde iş üretilememesinin hata yapmalarına yol açtığını, hizmetin gerektirdiği düzenlemeyi yapmayan idarenin, çalışanların yapmasına neden olduğunu, personel hatası ile idarenin hizmet kusuru arasında doğrudan ve uygun illiyet bağı bulunduğunu, idarenin bölüşük kusuru olması nedeniyle zararın tümünden sorumlu tutulamayacaklarını, kusurları bulunmadığını ileri sürerek, istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Borçlar Yasası’nın 50 ve 51. maddelerinde düzenlenmiş bulunan dayanışma (teselsül) kuralları, birden çok kişinin birlikte bir zarara yol açmaları ve aynı zarardan dolayı sorumlu durumuna ilişkin olup, zarara neden olanlarla zarar gören arasındaki ilişkiyi düzenlemektedir.
Eldeki davada zarar görene ödenen tazminat rücu yolu ile istenildiğine göre, davalılar arasında dayanışmadan söz edilemez. Zarar verenler, zarar nedeniyle zarar görene karşı dayanışmalı (müteselsil) olarak sorumlu iseler de, rücu davasında kusurları oranında sorumludurlar.
Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davalıların zararın meydana gelmesindeki kusur oranları belirlenip, bu kusura karşılık gelen tutardan sorumlu tutulması gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, tüm zarardan ortaklaşa ve dayanışmalı olarak sorumlu tutulmuş olmaları usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
b-) Zarar, malvarlığının zararlandırıcı eylemin işlenmesinden sonraki durumu ile bu eylem gerçekleşmediği takdirde mevcut durumun karşılaştırılması sonucu belirlenir. Zarar tutarından varsa gerekli indirimler yapıldıktan sonra ise tazminat tutarı belirlenir. Bu konu, Borçlar Yasası’nın 43 ve 44. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu maddelere göre yargıç, her somut olayda takdir yetkisine dayanarak hak ve adaletin gerektirdiği ölçüde indirim yapabilecektir.
Dava konusu olayda satışın yapıldığı tapu idaresinin iş yoğunluğu, çalışma ortamının koşulları gözetildiğinde, Borçlar Yasası’nın 43. maddesi uyarınca, davalılar yararına takdir edilecek uygun bir indirim yapılmamış olması doğru olmadığından, karar bu nedenle de bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2/a ve b) sayılı bentte gösterilen nedenlerle davalılar yararına BOZULMASINA; davacının tüm, davalıların öteki temyiz itirazlarının ilk bentteki nedenlerle reddine ve davalılardan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 23.03.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.
Kaynak:Legalbank